Halife-i Azam
Sultan ikinci Abdülhamid Han devri seyyahlarından Alfred Lomate, Müslümanların halifesi hakkında şöyle bir hatırasını nakletmektedir:
"Geçen sene, Hindistan sahilindeki Koromandel'de ikametim esnasında, Avrupa meşhurlarının ilelebed meçhul kalacağı bu memleketlerde, "Emiru'l-mü'minin" unvanının haiz olduğu harikulade kuvvet hakkında bir fikir sahibi oldum. Bu sıralarda İranlılarla Hintlileri araştırıyordum. Her sabah ihtiyar bir müslüman bana ders vermeye gelirdi. Civanmerd ihtiyar, muallimlik vazifesini birkaç dakika zarfında hilm ve dikkatle ifa eder ve bana bir kücük çocuğa anlatır gibi meramını ifade eylerdi... Bir gün bir münasebetle bana dedi ki: "İstanbul'a gittiniz mi?" Benim verdiğim "Evet!" cevabını takiben "Ah! Orada bir sultan-ı zi-şan var, acaba görebildin mi?" sözünü ilave etti. "Evet, cuma günü cami-i şerifi teşrif buyurdukları sırada selamlık resminde gördüm." dedim. Benim, en sade bir şey addettiğim şu sözler üzerine ihtiyar, sandalyesinin üstünde doğruldu, beni ilk defa görüyormuğ gibi, gözlüğünün üstünden baştan aşağıya süzdü. Fevkalade heyecanlandığı için fazla bir şey söyleyemeyerek şu sözü iki kere tekrar etti: "Halife-i azamı görmüşsün!" Ben artık kendisinin nazarında evvelki gibi değildim. Çünkü Müslümanların yalnız unvanı bile bir şan ve şeref halesi olan halifesini görme şerefine ermiş idim ve bu şeref, vücudumun adeta kudsi bir meziyetle telakki olunması için kafi olmuş idi.